6 Aralık 2016 Salı

Selamlaşma Hakkında



Yüce Allah, Adem Aleyhisselamı yarattığı zaman, ona:
"Haydi, şu melekler cemaatının yanına git de, onlara 'Esselâmü aleyküm diyerek selam ver.
Senin selâmına onların nasıl karşılık vereceklerine bak! Söyleyeceklerine iyice kulak ver
Çünkü, o, hem senin, hem de senin zürriyetinin selamlaşmasıdır" buyurdu.
Adem Aleyhisselam gidip meleklere:
"Esselâmü aleyküm!" dedi.
Melekler de:
"Esselâmü aleyküm ve rahmetullah! Yahut:
"Ve aleykesselâmü ve rahmetullah!" dediler. Selamlarına "Rahmetullah" sözlerini ekledirler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir mecliste otururken, bir zât gelip: "Esselâmü aleyküm!" diyerek selam verdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam onun selamına karşılık verdi. Adam oturunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"On sevap kazandı!" buyurdu.
Sonra başka bir adam geldi ve "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!" diyerek selam verdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun selamına karşılık verdi. Adam oturunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Buna yirmi sevap var!" buyurdu.
Sonra başka bir adam geldi ve:
"Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü!" diyerek selam verdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam onun selamına karşılık verip adam oturunca:
"Buna da, otuz sevap var!" buyurdu.
O sırada, meclisten bir adam kalkıp selam vermeden gitti.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Arkadaşınız unuttuğu şeyi (selam vermeyi) ne çabuk da unuttun  Sizden biriniz meclise gelince selam versin, oturmayı uygun görürse otursun!
Meclisten ayrılmak için kalkınca da yine selam versin!
Verilmeye layıklık ve gereklilikte, önceki selam sonrakinden farklı değildir" buyurdu.
Hz. Ömer der ki:
"Ben bir gün Ebu Bekir'in terkisinde giderken, Ebu Bekir rastladığı insanlara:
'Esselâmü aleyküm!' diyor, onlar:
'Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!' diyorlardı.
Ebu Bekir
'Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!' diyor, onlar:
'Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!' diyorlardı.
Bunun üzerine, Ebu Bekir
'Bugün insanlar selam faziletinde bizi pek çok geçtiler!1 dedi."
Selam vermek veya verilen selamı almak, Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarındandır. Selamlaşmakta cimrilik etmek, iyi sayılmamıştır.
Peygamberimiz Aleyhisselam; evine selam vererek giren kimsenin hem Allah'a karşı korunmuş olacağını, hem de bunun kendisine ve ev halkına bereket getireceğini haber vermiştir.

Selam Verme ve Almanın Hükmü ve Âdâbı
Selam vermek nafile bir ibadet olmakla beraber, verilen selamın alınması gerekmektedir.
 Selam verilirken de:
1- Binitli olan, yayaya,
2- Yaya, oturana,
3- Azlık, çokluğa,
4- Yaşça küçük olan, büyük olana önce selam verir.
5- Selamı cemaat içinden birisine tahsis ederek vermek mekruhtur ve Kıyamet alâmetlerindendir.
6- Tanıdığına ve tanımadığına selam vermek İslâm'ın hayırlı hasletlerindendir.
7- Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekke'nin fethinde yanına gelen ve kendisine selam veren amcası Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani Hatuna:
"Merhaba=hoşgeldin Ümmü Hani!" buyurdu.
Yanına geldikçe Hz. Fâtıma'ya da:
"Merhaba kızcağızım!" buyurup, onu sağına veya soluna oturttuğu bildirilmektedir.
8- Müslüman olmayanların verdikleri selama "ve aleyküm!" denilerek mukabele edilir.
9- Mü'min kardeşi ile selamlaşmak, musafaha ile tamamlanır. 
Musafaha; iki kişinin, esenleşmek için birbirlerinin ellerini-avuç içleri birbirine yapışacak biçimde-tutuşmalarına ve yüzyüze gelmelerine denir.
10- Enes b. Malik der ki:
"Biz:
Yâ Rasûlallah! Bazımız bazımıza (hürmeten) eğilebilir mi?' diye sorduk. Resûlullah Aleyhisselam: 'Hayır!' buyurdu.
[11-12.] 'Bazımız bazımızla kucaklaşabilir mi?' diye sorduk. Resûlullah Aleyhisselam: 'Hayır! Fakat, musafaha ediniz!' buyurdu." "Bir adam:
'Yâ Rasûlallah! İçimizden biri, bir din kardeşi veya bir dostu ile karşılaşınca, ona (hürmeten) eğilebilir mi?' diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: 'Hayır!' buyurdu.
'Onu kucaklayabilir ve öpebilir mi?' diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: 'Hayır!' buyurdu. Adam:
'Onun elini tutar ve kendisi ile musafaha yapabilir mi?' diye sordu. Resûlullah Aleyhisselam: 'Evet!' buyurdu."
13- Ebû Mes'ûd el-Ensârî der ki: "Bir gün, Berâ' b. Âzib'e rastlamıştım.
Bana selam verdi. Elimi tutup yüzüme güldü ve:
'Sana niçin böyle yaptım, biliyor musun?' diye sordu.
Ona:
'Bilmiyorum! Fakat senin her yaptığın şeyde hayırdan başka birşey görmem!' dedim.
Bunun üzerine:
'Resûlullah Aleyhisselam da, bana rastlayınca, sana yapmış olduğumun tıpkısını bana yapmış ve niçin böyle yaptığını benden sormuştu.
Ben de senin şimdi bana söylemiş olduğun gibi söylemiştim.
Resûlullah Aleyhisselam da:
'Müslümanlardan iki kişi karşılaşırda birisi öbür arkadaşına selam verir ve elini tutarak musafaha yaparsa, Yüce Allah onların günahlarını-onlar daha birbirlerinden ayrılmadan önce-bağışlar' buyurmuştu' dedi."
Berâ' b. Âzib'in kendisi de:
"Resûlullah Aleyhisselam:
'Birbirlerine kavuşup da musafaha yapan iki Müslüman yoktur ki, onlar daha birbirlerinden ayrılmadan önce günahları bağışlanmış olmasın!' buyurdu" demiştir.
14- Küçük çocuklarla musafaha yerine onların üç kere başları sığanır, okşanır, kendileri için "Allah sana bereket versin!" diyerek dua edilir.
15- Erkeklerin kadınlarla musafaha yapmaları, el sıkışmaları caiz değildir.
Esma binti Zeyd Hatun, Peygamberimiz Aleyhisselamın bey'at etmek isteyen Ensar kadınlarına:
"Ben kadınlarla musafaha yapmam!" buyurduğunu;
Hz. Âişe de, Peygamberimiz Aleyhisselamın, kadınlardan bey'at alırken bile elinin onlardan hiçbirinin eline, avucunun onlardan hiçbirinin avucuna değmediğini bildirmiş; "Bey'atını sözle aldığı her kadına 'Git, senin bey'atını aldım' buyururdu" demiştir.
16- İslâm'da ilk topluca musafaha, Medine'ye geldikleri zaman, Yemenliler tarafından yapılmıştır.

Alıntı-- Asım Köksal İslam Tarihi 

2 Aralık 2016 Cuma

ERKEKLERE HADLERİNİ BİLDİRELİM

“ÖNCE KADIN OL!”
“HADDİNİ BİL!”
“KOCAYA ve ÇOCUĞA ŞİDDETE DUR DİYELİM!”
“DIŞARI GÜZEL YÜZÜNÜ KOCANA ÇİRKİN YÜZÜNÜ GÖSTERME!”
“KADINSAN EDEBİNİ TAKIN!”
“ERKEĞE UZANAN DİLİN KURUSUN!”
Sloganları afiş haline getirilip bir de resimlense (kocasına bağıran kadın ve boynu bükük çocuk ve çaresiz bakan erkek) ülkenin her tarafına boy boy asılsa, ne kadar iyi olur değil mi?  Hatta afişle kalınmasa, videoları çekilse, filmleri yapılsa…
Kocasını kötü davranan, çocuğunu döven huysuz kadınlar için faydalı olur belki.
OLMAZ mı? NEDEN?
Olmaz diyorsanız o halde neden bu afişlerin bir benzeri erkeklere hitaben yapıldı?
Bu çalışmalar faydalı ise hayatı kocasına zindan eden, psikolojik şiddet uygulayan huysuz kadınlar için de yapılsın, faydalı değilse karısına kötü davranan erkekler için de yapılmasın.
“Olmaz erkekler, daha çok şiddet uyguluyor.” diyene soralım,
“Erkeklerin hepsi mi şiddet uyguluyor?”
İnsaf sahibi birinin vereceği cevap:
“Hayır”
“Erkeklerin çoğu mu şiddet uyguluyor?”
“Hayır”
“Peki kadınlar kocalarına; surat asma, ailesini dışlama, erkeği aşağılama, hiçbir şeyden memnun olmama, sürekli maddi isteklerde bulunma, cinsel birliktelikten kaçınma gibi psikolojik şiddet uyguluyorlar mı?”
“Evet”
“Çoğu mu yapıyor bunu azı mı ?”
“Maalesef ki çoğu yapıyor.”
Erkeklerin azı şiddet uygularken, kadınların çoğu erkeklere psikolojik şiddet uyguluyor. Hatta fiziksel olarak kocalarına şiddet uygulayan kadınlar arttı. Ayrıca kadınlar şiddeti en çok birbirlerine yapıyorlar, konu korumaksa kadınları kadınlardan korumak lazım.
Erkeklere sadece kadınlar değil, bir de kanunlar yolu ile şiddet uygulanıyor. Boşanırken adam oturduğu evden atılıyor, çocuklarından ayrı düşüyor, nafaka ve tazminata mahkum edilerek kazancına el konulup kadına veriliyor. Resmen erkek olmakla cezalandırılıyor.
Günümüzde erkeklerin üzerinde büyük bir yük var. Erkek hem evini geçindirsin, hem güler yüzlü hem romantik olsun hem ev işi yapsın hem çocuk baksın hem karısının her istediğini yapsın, onun her şirretliğine sessiz kalsın… Bunlardan birini eksik yaparsa vay o erkeğin haline. Erkekler modern çağın köleleri oldular.
Ki bütün bunları yapan erkekler de başta karısı olmak üzere kimselere yaranamıyor. Bazı sapıkların suçları aynı cinsten oldukları için onların da üstüne atılıyor.
Peki erkek cinsiyeti hakkındaki bu ön yargılar nasıl oluştu zihnimizde? Feministler aracılığı ile. Feministler nasıl bu kadar güçlendi? Avrupalı dostlarımız yüzünden! Avrupalı dostlarımız (!) Müslüman ülkelerin erkeklerini terörist görürler; fakat kadınlarını pek bir severler!
Güya kadınlarla ilgili faydalı çalışmalar yapılsın, diye ayırdıkları fonlarla Müslüman ülkelerindeki kadın derneklerine dünyanın parasını akıtırlar. Ne hikmetse kadınlar da bu paralarla en faydalı çalışmayı, erkek düşmanlığı olarak görüp onu yaparlar.
Gelinen noktada Avrupa fonundan akıtılan paraların onların niyetlerince işe yaradığı görülüyor. Zihinlerde ciddi bir erkek düşmanlığı oluşmuş durumda. Hem de dini hassasiyeti varmış gibi duranlar da bile.
Çoğunluğu AK Partili kadınlar tarafından kurulan Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) kurulduğunda sevinmiştim. Zira kadın derneklerinin çoğu CHP li ya da HDP li. Bizimkiler işe el attı, mümin kadının farkını gösterecekler, erkek düşmanlığı yapmadan kadın hakları üzerine çalışacaklar diye düşünmüştüm. Fakat KADEM kurulduğu günden beri CHP ve HDP li kadınlardan farklı çalışmıyor, hatta erkek düşmanlığı körüklemekte onları geçtiler.
Yukarıda “Haddini Bil” “Kadınsan Edebini Takın” sloganları KADEM in erkekler için hazırladığı “Haddini Bil” “Adamsan Öfkeni Yen”  sloganlarından alıp kadınlar için çevirdim.
KADEM in son yaptırdığı video ise bugüne kadar yapılanların içinde en korkuncu.  Video güzel başlıyor: Güler yüzlü, başkalarına kapı tutan, çarpıştığı kimseden özür dileyen, iş yerinde elindeki evrakı teslim ettiği küstah tavırlı kadına bile nezaketle gülümseyen, toplantı masasında önüne çay koyarken döken hizmetliye de hiç kızmadan gülümseyerek karşılayan hatta anlayışla onun omzuna dokunan beyefendi, hatalara toleranslı, her eve lazım bir adam görüyoruz.
Fakat bu güler yüzlü beyefendi adam, evine gidince bir canavara dönüşüyor. Karısına bağırıyor, tabakları yere fırlatıyor, hırsını alamıyor, en son dövmek için üzerine yürüyor da kadıncağız odaya girip kapıyı kilitleyerek kurtuluyor.
O sırada bir erkek sesi şöyle diyor: “Başkalarına göstermeye utandığın bir yüzün var. Sevdiklerine göstermekten çekinmiyorsun. Sevdiklerine hangi yüzle bakıyorsun?”
KADEM  Twitter’da  #hangi yüzle hashatagi ile izleyenlerden destek bekliyor.
Videodaki gibi bir erkek normal bir insan olamaz ancak ruh hastası olabilir. Bu kadar beyefendi bir adam evine gittiğinde canavara dönüşüyorsa ya alkol alıyordur ya da ruh hastasıdır. Videodaki erkek normal değil fakat bütün erkekler öyleymiş gibi sunuluyor.
KADEM ya da diğer kadın haklarını savunduğunu iddia eden feminist dernekler, yaptıkları çalışmaların toplum üzerine etkilerini kontrol etmiyorlar görüldüğü kadarıyla. Kadın dernekleri iyi niyetli olsalar çalışmalarının geri dönüşümünü alır, olumsuz bir etkisi var mı diye kontrol ederlerdi.
Videoyu izleyen hangi genç kız evlenmeye cesaret edebilir. İnsan beyni hikayelerle çalışır. Bir hanımın evlilik için görüştüğü erkeğin, beyefendi görünümüne rağmen evde bir canavara dönüşeceğini korkusu yaşamaması mümkün değil. İşte aile kurumuna en büyük dinamit. Zaten boşanmalar arttı, evlilikler azaldı.
Ayrıca bu videonun kadın şiddetini önlemeye ne faydası olur? Şiddet uygulayan erkekler videoyu izleyip vaz mı geçecekler? Bu videoda kadınlar için de erkekler için de hiçbir olumlu mesaj yok. Ancak aleni bir erkek düşmanlığı var.
Erkekler aleyhine hazırlanan afişler, sloganlar filmler; kadınları ve kız çocuklarını, erkekleri ve erkek çocuklarını nasıl etkiliyor, ölçüm yapmaları lazım. Gerçi en baştan bu çalışmaları topluma sunmadan önce psikolog, psikiyatr ve davranış bilimcilere bu çalışmaların toplumu olumlu mu olumsuz mu etkileyebileceği üzerine onların görüşlerini sorup onay almaları gerekir.
Zira kadın derneklerinin çalışmalarının arttığı son yıllarda çalışmalarla birlikte şiddet çok arttı. Hem erkeklerin kadınlara yaptığı şiddet hem de kadınların erkeklere yaptığı şiddet arttı. Çalışmalar ve şiddet arasındaki bağlantı neden araştırılmıyor?
Hadi çalışmayı yapanların çoğu Avrupa fonundan beslenip destekleniyor da bizim düşünürlerimiz, yazarlarımız (erkek olanları kastediyorum; zira kadın yazarların neredeyse hepsi feminist olduğu için bu çalışmaları körü körüne destekliyorlar, onlardan bir feraset beklemiyorum) psikologlar, psikiyatrlar, sosyologlar, hükumet yetkililerimiz, milletvekillerimiz (erkek olanlar) neden bu kadar ciddi bir konunun takipçisi olmuyorlar, ölü sessizliğine bürünüyorlar.
Sabah akşam kadın dernekleri tarafından erkekler aşağılanıyor, kimsenin gıkı çıkmıyor. Bu neyin korkusu ki Allah korkusunun önüne geçmiş. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan” değil mi? Neden haktan, hakikatten ve adaletten yana olunmuyor?
Bazılarının itirazı “Bu sloganlar şiddet uygulayan erkekler için, uygulamayanlar niye üzerine alsın ki bütün erkekler için söylenmiyor” oluyor. Öyle mi? Peki o zaman illa yapılacaksa erkekler için hazırlanan afişlerin yanına kadınlar için de afişler asılsın.
“Erkeksen Öfkeni Yen” afişinin yanına “Kadınsan Edebini Takın” afişi asılsın ki birbirini dengelesin. Aksi takdirde kadın kocasına her türlü terbiyesizliği yapsın sen de öfkeni yen, demenin insan fıtratında bir karşılığı yok. Elbette erkek öfkesini yenecek fakat kadın da kocasına karşı nezaketli olacak. Kadın dernekleri tek taraflı ve kadınları kışkırtıcı hareket ettikleri için, şiddet bu kadar çalışmaya rağmen azalmayıp artıyor.
Eğer bu çalışmaların faydası savunuluyorsa aynı videonun kadın versiyonu da yapılsın. İş yerinde bakımlı, gülümseyen herkese anlayışlı davranan bir kadın evine gelince çocuğuna vuruyor, kocasına bağırıyor, adamı odaya almıyor, yastığını salona fırlatıyor. Çocuk bir yere sinmiş korkuyla annesini izliyor. Erkek salonda koltuğa kıvrılıp yatıyor. Kadının öfkeli hali gösterilirken fonda bir ses: “Başkalarına göstermeye utandığın bir yüzün var. Sevdiklerine göstermekten çekinmiyorsun. Sevdiklerine hangi yüzle bakıyorsun?”
Kadınlar bu videoya razı olur mu? Bütün kadınları kapsamıyor, böyle yapan üzerine alsın mı derler yoksa bundan alınıp tepki mi gösterirler? Elbette tepki gösterirler, ben de istemem böyle bir şey yapılmasını. Şiddet şiddetle çözülmez, şiddeti bitirmek için olumlu yönlendirmeler yapılmalı. Bırakın kadınları, erkeklerin çoğu da razı olmaz, kadınlar aleyhine bir çalışmaya; kadınlar incinir, diye itiraz eder kadınlara sahip çıkarlar.
Peki erkeklere ne oluyor da kendi cinsiyetlerine yapılan bu zulme dur demiyorlar? İlla kendi ayaklarına taş değmesi mi gerekiyor. Erkekler! Lütfen bu zulme “Dur” deyin.
Ve İnsaf Sahibi Mümin Kadınlar! Size sesleniyorum. Bu zulme “Dur” deyin. Erkekleri kadınlar doğurup kadınlar büyütüyor. Biz oğullarımızı ezen ya da ezilen değil, adalet sahibi olarak büyütürsek o zaman biter bu şiddet. Hadi! Bazı sapık erkeklerin suçlarının çamurunun oğlunuzun, babanızın, ağabeyinizin üzerine sürülmesine izin vermeyin. Erkekler korumacı ve merhametli yaratılmıştır onların şiddet yanlısı gösterilmesine itiraz edelim. Yazıyı paylaşın ve destek olun. Suçun cinsiyeti yoktur. Suç suçtur. Biz kadınlar çocuğunu öldüren cani annelerin suçunu yüklenmiyorsak, masum erkekler de canilerin ve sapıkların suçu ile toplum vicdanında yargılanamaz.
Dini hassasiyetle adalet vurgusu ile ortaya çıkan KADEM kadınları bütün erkekleri suçlu ilan etmekten çekinmiyor. KADEM içinde iyi niyetli kadınları kullanan, sinsi bir yapılanma olduğunu düşünüyorum. 15 Temmuz’da gördük. Cumhurbaşkanımızın en yakınlarına kadar sızmış hainler. Aynı şekilde kadın hainler de Cumhurbaşkanımızın değerli ailesinin kadınlarına yakın davranıp onları yanlış yönlendiriyorlar gibi duruyor.
Zira KADEM in yaptırdığı  #hangi yüzle videosu Müslüman erkek düşmanlığı yanında Ak Parti düşmanlığı da yapıyor.
Videoda görünen güler yüzlü cani adam Müslüman ve Ak Partili mesajı var. Videoda Ak Parti’nin amblemindeki sarı renk, farklı sahnelerde sürekli kullanılmış. Başlangıçta adam asansörden inerken karşıdaki binanın ara katları sarı renk, adam bir adamla çarpışırken sanki ışık yansıması gibi ikisinin ortasında sarı bir lamba yanıyor, adamı azarlayan kadının olduğu sahnede arkadaki fon sarı, toplantı salonunda duvardaki istatistikler sarı renk..
Adamın olduğu toplantı masasında başı örtülü ve başı açık kadınlar var. Başı açık kadınlar belli belirsiz görünürken, yanında oturan ak başörtülü asık yüzlü kadınla adam hep aynı kadrajın içinde. Yani asık yüzlü ak başörtülü kadın, adamın Müslüman kimliği hakkında bilgi veriyor. Sarı renk ise adamın Ak Partili olduğu mesajını veriyor. Toplu mesaj ise siz bu Ak Partililerin güler yüzüne, kibarlıklarına bakmayın, bunların hepsi evde kadın döven, ikiyüzlü tehlikeli insanlardır mesajı var.
Videoda çok ustaca Ak Partililer şiddet yanlısı gösterilmiş. KADEM bunu kime yaptırdı ise bunun için yüklüce para ödemiştir eminim. Yapanı da yaptıranı da tebrik etmek lazım! Bir taşla on kuş vurup üzerine de para kazanmışlar.
KADEM ve bunun gibi topluma fitne yayarak kadın ve erkeği birbirine düşman eden derneklerin vereceği zarar 15 Temmuz’dan çok daha fazla olacaktır. 15 Temmuz kahramanca bir mücadele ile durduruldu. Fakat bu sinsi sinsi yayılan erkek düşmanlığı durdurulmazsa bu felaketin altından kalkamayız. O halde hep birlikte #Erkeğe Şiddete Dur, diyelim.

Sema Maraştı
Alıntı

OKÇULAR TEPESİ




Ümmet olarak Kur’an ve sünnetin talimatlarına uymayınca nasıl bir bozgunla karşılaşabileceğimizi özetleyen islam tarihimizdeki en önemli sembollerden biridir okçular tepesi.

Uhud savaşı sırasında Efendimiz (s.a.s)’in
“Ne şart ve durum olursa olsun asla burayı terk etmeyeceksiniz.
Bizlerin cesetlerinin akbabalar tarafından parçalandığını görseniz bile yerinizi bırakmayacaksınız.”
(Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 4, s. 293)

emrine rağmen sahabe efendilerimizin bir kısmının
vaktinden önce görev yerlerini terk etmeleri nedeniyle Uhud,
bir zafer olmaktan çıkmış,

Hz. Hamza (r.a) ve
Mus’ab bin Umeyr (r.a) başta olmak üzere 70 kadar sahabe efendilerimiz şehid edilmişti.


Ümmet olarak okçular tepesinden sonra da
Kur’an ve Sünnetin ne olursa olsun terk edilmemesi talimatına rağmen birçok TEPEYİ terk ederek büyük bozgunlar yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.


Asla ayrılmamamız gereken İslam Birliği tepesini terk ettiğimiz için ümmet coğrafyamız askeri ve siyasi olarak emperyalizm ve Siyonizm tarafından işgal edildi.

Faizsiz İslam ekonomisi tepesini terk ettiğimiz için çarşılarımız, pazarlarımız, ceplerimiz ve ekonomimiz faizci kapitalist nizamın kontrolüne girdi. 


Ümmet olarak Kur’an ve Sünnetin asla terk etmeyin dediği görev yerlerimizi terk ettiğimiz için askeri, siyasi ve ekonomik açıdan büyük bir bozguna uğradık. 

Bu bozgunla birlikte başlayan geri çekilme, elimizde kalan son okçular tepesi olan evlerimizin sınırlarına kadar dayandı.

Bu geri çekilme esnasında evlerimizi müdafaa ile görevli anne ve babalar olarak maalesef iyi bir sınav veremedik. Bu müdafaanın başkomutanlarından olan analarımız, kimi zaman haklı ekonomik gerekçeler ve geçim derdiyle, kimi zaman da diploma sevdasının, akademik kariyer planlarının, iş hayatının parlak unvanlarının, çift maaş hayallerinin dayanılmaz bir ganimet sevdasına dönüşmesiyle evlerini ve asli görevlerini terk ettiler ya da terk etmek zorunda bırakıldılar.

Analarımızın evlerimizden uzaklaştırılmasıyla birlikte nesillerimizi tehdit eden büyük facia başlamış oldu.

Evde ANA kalmayınca ANA okulları açtık, HUZUR kalmayınca HUZUR evleri açtık. Ancak hiçbir suni tedbir bu bozgunun önüne geçemedi. Kreşlerin, bakıcıların ve bakım evlerinin bağrında yetişen nesillerimiz avuçlarımızdan kayıp gitti.



O gün okçular tepeyi terk ettiği için Hz. Hamza (r.a) ciğeri parçalanarak şehit edilmişti. Bugün analarımız evlerimizi terk ettiği için nice Hamzalar, Mus’ablar televizyonun, internetin ve dizilerin pençesinde kalpleri, zihinleri paramparça edilerek heba edildi. 

Dünyevileşmenin iliklerimize kadar işlemesiyle birlikte nesillerimizin geleceği ile ilgili önceliklerimiz değişti. 

Evlatlarımızın aldığı notlar ya da kaçırdığı deneme sınavları yüzünden neredeyse depresyona girerken, her gün kaçırdıkları namazlar için yüzümüzü bile ekşitmez olduk.

Dershane taksitleri ve özel ders ücretleri arasında sıkışan babalarımızın, ailelerini, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından koruyacak ne takatleri kaldı ne de vakitleri.

Tapusu bize ait olan evlerimizin başköşesini televizyon, gündemini de dizler ve magazin programları işgal etti. 

Geniş odalar, salonlar, mutfaklar, mobilyalar arasında afiyeti, huzuru ve bereketi kaybettik. 

Daha konforlu bir hayat, daha iyi bir ev, daha iyi bir araba hayalleri kurarken İslami hedef ve ideallerimizi unuttuk. 

Muhafazakâr demokrasinin pençesinde din ve dünya arasında gidip gelen nesillerimizi bu keşmekeşten kurtaracak ve yeniden ihya edebilecek son sığınak evlerimizdir. 

Okçular tepesinde Abdullah b. Cübeyr (r.a) bilinciyle müdafaa etmemiz gereken SON tepe evlerimizdir.


Bu büyük müdafaada en büyük görev, annelerimize düşmektedir. Bir evde asli görevinin şuuruna varmış bir anne varsa o ev yıkılmaz bir kale gibidir.


Şuurlu annelerin bulunduğu evlerin gündemleri Kur’an ve Sünnettir. O evlerde erkeğin ya da kadının da değil sadece ALLAH’ın sözü geçer. 


Bu evler kimi zaman İslam’ın bir nizam haline geliş sürecinin başladığı Hz. Hatice’nin evi, kimi zaman İslam’ın ilk çekirdek kadrolarının yetiştiği ve örgütlendiği Erkam bin Ebi’l Erkam’ın evi, kimi zaman  Mus’ab bin Umeyr’in Medine’de karargâh seçtiği  Esad bin Zürare’nin evi, kimi zaman da İslam devletinin ilk kararlarının alındığı Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evi gibi daima ümmete hizmet eden evlerdir.

Ümmetimizin yeniden toparlanması, bu evler ve ailesini toparlayarak Fatihler ve Selahaddinler yetiştirecek yuvalar kuran anneler eliyle olacaktır. İşte bu annelerin evleri ümmetimizin elinde kalan SON okçular tepesidir.


--alıntıdır--

14 Kasım 2016 Pazartesi

ruhsal darbe

Diyorlar ki,

Tehlike geçmedi, ikinci darbe kapıda.

Bunu ciddiye alıyorum, artık her zaman uyanık olmamız gerekiyor, çünkü düne kadar böyle bir şey imkansız diyerek dolaşıyordum ortalıkta, bu devirde ne darbesi diyordum...

Şimdi de iç savaş çıksın diye çığırtkanlık yapıyorlar, Allah bu dileklerini de boşa çıkarsın, düşmana karşı başımızı dik tutmamızı nasip etsin.

Bu meseleye siyasi bakanlar var, benim için siyaset üstü bir konu bu, darbeler hiç bir zaman iç sıkıntılardan kaynaklanmaz hep dışarıdan bir müdahale ile olur. Çok iddialı bir varsayım olmuş olabilir ancak görevini hakkıyla yerine getiren bir ordu, millet, devlet düşünün. Darbeye ne lüzum kalır? Bu yüzden darbe karşıtlığı vatanseverliktir, iktidarda hangi parti olursa olsun.

İnsanımızın yüreğine korku salmaya onu endişelendirmeye çalışıyorlar.

Müslüman korkmaz, müslüman endişelenmez. Bize dünya ve ahiret aynıdır, hatta ahiret daha hayırlıdır. Hz. Ömer gibi küffarın tam ortasında hakkı çığırmayı nasip etsin Rabbim.





7 Ekim 2016 Cuma

ifşa

0212 824 01 41 kombiniz bozuksa halledelim konu başlıklı.
Kafasına göre arayıp uyandıran taciz hattı.

21 Haziran 2016 Salı

Tatar Çölü Dino Buzzati

Es selam,



“Tatar Çölü”  başlı başına kendini sevdirebilecek bir kitap.
Size, ne kitabın içeriğinden bahsedeyim ne de üslubundan.
Şu günlerde O kadar enerjim de yok zaten J

Hasılı artık okuyacak kitap kalmadığını düşünüyorsunuz Tatar Çölü nü deneyebilirsiniz.
 
22 06 2016
17 Ramazan 1437




8 Ocak 2016 Cuma

Celal Şengör Aptalı Tanımak

Selam dostlar,

Sanıyorum sonuna kadar gitmeyeceğim kitabın.
Zira içerisinde "Osmanlının ne mal olduğu anlaşıldı", "hükümeti destekleyen salaklar" gibi ifadelerin olduğu bir kitabı okumak zaten yeterince zor. Ara sıra benim gibi düşünmeyen insanların aslında nasıl düşündüklerini merak edip bu tarz kitapları okumaya çalışırım.
Böyle saldırgan ve vahşi tutumlar sergilendiği için de genel olarak kitapları bitirmeyi pek başaramam.
Kitabın yarısındayım ve aydın sayılan bir insanın "ben"i (buradaki "ben"in islamla alakası yoktur çünkü bir müslüman bu yazılanlara kulak asmaz ve dahi muhatap olmaz) böylesine aciz böylesine aşağılık görmesine bu raddede ilk kez denk geliyorum.

Bu da notlarımda kalsın madem.

08.01.2016

25 Haziran 2015 Perşembe

Selamlar,
2918 sayılı kanun Madde 98.
Allah muhafaza kaza geçirirseniz hastaneye kaldırıldığınızda sorgusuz sualsiz bakımınız yapılmak durumunda, haklarınızı bilin.
*Sosyal medya'da karşılaştığım bu bilginin doğruluğunu teyid eder evrak görüntüsünü de paylaşıyorum. [resme tıklayınız]


13 Kasım 2012 Salı

can sıkılmacaları part 1

renkler çok uyumlu,
nefes alışverişlerimiz rengarenk ve can bunalmaları simsiyah,
kelimeleri hatırlamaya üşenip üretkenliğe sığınarak çok daha kolay ve akılda kalmayacak olan, insanlığın kaleme aldığı hiç bir lügatta yeri olmayan kelimecikler. belki bazı anlamlara geleceklerdir, ama gerek yok, kalsınlar.

türetmek türetmek, sonu olmayan bir şey bu. bana bıraktınız bu işi ben de her halükarda, devamlı surette türetir ve türetirim.
ali türedi.
bir hocamın adıydı.
hangi okuldu bilmiyorum unuttum.
çok okul da değiştirmedim oysa ki.
890 ilkokul numaram 376 lise numaram bir de üni öğrenci no, o kadar işte.
buna rağmen kimdi bu ali türedi, nereden geldi nereye gidiyor, neler oluyordu da bitti de biz böyle apaçık meydanda kaldık.
endişeleri paketlemeden yazılmıyor hiç bir şey.
sen yazacaksın, insanlar gülecek, sen yazacaksın, insanlar alay edecek, nasihat edip, şunu şöyle bunu yap diyecek.
insan işte her zaman bir şeye müdahale eder, edecek.

ya seni seviyordur daha güzel ol ister, ya da her hamlesiyle senden üstün olduğunu, hatanı bulduğunu hissettirmeye çalışır ya da saçmadır; anlamaz bir şey, öylesine karalamıştır.

öyle anlar olur ki, çok beklettiğin için düşünceler birbirine girer, onları bir düzene koyabilmek adına, peşi sıra dizersin kelimeleri ortaya çıkan cümleleri cımbızla çeker ve onlardan tümevarım yapmaya çalışır, çoğu zaman da beceremezsin zaten. beceriksiz seni.

canı sıkılırsa insanın don kişotu yeniden yazabilir, okumak bile fevkalade zor iken, canı sıkılan bir insan gerçekten onu tekrardan yazabilir.
don kişota saygı duymuyorum, meriç ustam kusura bakma, benim gözümde senin gözündeki kadar şerefli değil.

bugün iki ayet ezberledim mi?
ezberledim mi bugün iki ayet?
iki ayet ezberlemedim bugün!
o zaman ezberlemek lazım iki ayet.
kitap ve sağlıcakla kalın.

Şevket.

ya bir de haftasonu şark dişçisini izledim, konusu yavan ve sıkıcıydı, ama oyun rengarek oyuncular da pek hoştu.
ziyadesiyle karışık oldu, şimdi sevdim bu can sıkılmacaları oyununu.

6 Kasım 2012 Salı

bir tiyatro

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberlerinin içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün,filanca yerde söylediğim söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...


Bir cumartesi akşamı, yanımda sevgili bir insan ile taksim küçüksahnedeyiz. biletlerimizle birlikte o eski tiyatro salonundaki yerimizi aldık.
Taksim küçüksahne: modern tiyatro salonlarıyla pek bir alakası olmayan, ısıtma sistemine ait kaloriferlerlerin dahi 20 yıl öncesinin modernitesiyle göz doldurduğu, adı üstünde küçük, koltukları ufak, hayli eski ve ziyadesiyle güzel bir salon.
Nazım Hikmet Ran. Bir saatlik bir oyun "Ne güzel şey hatırlamak seni" 
yanımda güzel bir insan, şiir okunurken yer yer ağlıyor, hassas, naif. 
oyuncular göz dolduruyor, İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...

Şevket